Wednesday, November 08, 2006

ondokuzhaziranikibinüç

düşüşümün durduğunu,artık yüzeye çıkabileceğimi sanmıştım. düştüğüm küçük bir kayalıkmış sadece, yetmedi beni yüzeye itmeye. ufak bir kıpırtıda yine başladım düşmeye. nefesim yetecek mi bilmiyorum, bir süre sonra kanımda da değişimler başlar. yine de umut ediyorum, çıkacağım biliyorum.
kendimi ölesiye yalnız hissediyorum. tuhaf bir duygu, halbuki yalnızlık kaçtığım ve sevmediğim birşey değildir. paylaşım içinde olabildiğim birkaç insan da var çevremde, ama elim telefona gitmiyor. numarayı çevirip, son anda vazgeçiyorum.
öyle tuhaf bir his ki; kendimi yalnız hissediyorum, dedirtmiyor. paylaşılmayan yalnızlık bu mu, paylaşılmak istenmeyen? yüksek bir onur ödülüymüş gibi mi algılıyorum bunu? halbuki sokulmak istiyorum birinin koluna, başımı okşamasa da öylece durmak istiyorum.
hatta ağlayabilirim bile, bunu öyle çok istiyorum ki aslında. ama yapamam bunu, yapamıyorum. zayıflığımı gösterdiğim zaman bana karşı kullanılmasından çekiniyorum. en basitinden bu üzerime asılacak bir etiket olacak, duygulu ve hassas insan olacağım, güçsüz olacağım, zorluklara karşı duramayan, kollanması gereken olacağım. olmamalıyım, çünkü öyle değilim ben.
üzerime büyük gelen elbiselerle dolaşamayacağım gibi bununla da dolaşamam. hem bir keresinde yaptım bunu, sokuldum bir kol altına, yağmurdan kaçarken sığınılan bir saçak gibi. tekrar gittiğimde bulamadım o saçağı, kayboldum.
ne kadar yaşadım bu yalnızlık hissini bilmiyorum, sanki yarım saat kadar sürdü sonra geçti gibi geliyorsa da biliyorum, aslında hep orada.
daha da tuhafı o durumdayken arayamadığım arkadaşıma anlattım daha sonra ölesiye hissettiğim yalnızlığı.
buraya ait değilim de dedim. hala değilim...

2 comments:

dew said...

"başkadır herkesin hikayesi, sözleri, bakışları, hayatı..."
düşüşleride başkadır,değerleri de başkadır.güçsüz zayıf zorluklara karşı ayakta duramayacak tipleri kendime yakın bulurum, önemsemem sağnak yağmurlarda ıslanmayı, saçak değil de kol ve kanat isterdim; malum kol olmayınca el ve parmaklar olmuyor ve sonuçta insan burnunu temizleyemiyor (romantizmin en xoktan yanı kalın cümlelerdeki gerçekliğin farkına varılmaması, oysa burun tıkalı olunca taze nefes de alınmıyor,zihin yorgun düşüyor...)
düşüş de bir yere kadarmış,"hadi geçti, ateşli bir hastalıktan ter içinde yeni uyandın ve daha iyisin değil mi" diye yanı başımızda biri olsaydı.ama geçti, sorun değil,sıkıntı deği, daha da mavi ,daha da turuncu,daha da çiçekli oldu hayat.olsun..
(kusuruuma,ahmaklığıma,işim olmayan işlere kafamı sokmama bakabilirsin, haddim mi değil mi düşünmeden dalıp yazmam ayıpsa da sonuçta ayıbın kendisiyim)
1 yıl geçmiş, bu yazın sonrası.yolculuğunu ilerki satırlarda merak etmekteyim.

phoenixia said...

1 yıl değil aslında 5 yıl geçmiş.. yazıların asıl tarihleri başlığındakiler..

eski yazılarımı okumayı severim..zaman zaman yani..neler hissetmişim,nasıl ifade etmişim diye..
ifade edişte geriliyorum sanki,başedişte ilerlesem de..
:)